13 Mart 2007 Salı

difenoksilat HCL veya Hepatitis C

yazı biraz sonra,ateşini tam alır.Şu anda,çarşamba saat öğlen iki.Hala,hastayım.Ama artık,çaresini de biliyorum.İnsan,bu kadar çok şey yaşayıp,hala hayattaysa,acı çekmemek için,neler yapılacağını bilmeli.Bu dozlar benim için geçerlidir evde denemeyin!7 kutu'(7*20=140 tablet)lomotil,10 tabet geralgin K,15 adet a-ferin kapsül.Bunların kana karışması ortlama bir saat sürer,ondan sonra daha iyi hissedeceğim,sanırım(bunun karacigerimi mahvettiğinin farkındayım,ama zaten ben hepatit in en ölümcül türlerinden B ve C geçirdim).her yerde dünyanın duvarlarına tırmanmaya çalışırız ve akşamdan kalmalığımın en kötü saatlerinde bana değişik intihar yöntemleri öneren iki dostum geliyor aklıma, sevgi dolu bir dostluğun bundan iyi kanıtı olur mu? dostlarımdan birinin sol kolu baştan aşağı ji-let izleri ile kaplı, diğeri koca bir sakalla çevrelenmiş ağzına kovalar dolusu hap atıştırıyor, ikisi de şiir yazıyor, şiir yazmanın insanı uçurumun kenarına sürükleyen bir yanı var. üçümüz de doksanımızı görürüz yine de muhtemelen. M.S 2050 yılında düşünebiliyor musunuz dünyayı? bomba ile ne yapacaklarına bağlı her şey tabii ki. insanlar muhtemelen sabah kahvaltısında yumurta yemeyi sürdürecekler, cinsel sorunları yine olacak, şiir yazacaklar, intihar edecekler.bu garip bir akşamdan kalmalık olmaya başladı, ama intihar etmekten söz etmek intihara kalkışmaktan çok daha iyidir, ya da öyle midirdurun bakiyim," dedim, "Mart ın ortasındayız ve bu yıl siftahım yok henüz."
güldüler, gülünç olduğunu sanıyorlardı, bol bol düzüşen insanlar başkaları düzüşemediğinde bunu gülünç bulurlar.
sonra üç piliçle birlikte yaşayan sarışın genç ilahtan sözettiler. onlara o ilahın 33 yaşına geldiğinde iş bulmak zorunda kalacağını söyledim, hayli düz ve intikam kokan bir laf etmişim gibi oldu. biraları içip bombayı atmalarını beklemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.
bir kağıt parçası alıp çaktırmadan şöyle yazdım:
aşk biraz anlam içeren bir yoldur; seks yeterince anlamlıdır.Midem bulanıyor.Ama ilaçlardan değil,gerçekten kötü üşütmüşüm bu sefer.Artık 31 yaşındayım ve herşey daha zor.Pasaj içinde bir dükkanda yatıyorum12 satta çılışıyorum(çoğunda yazıyorum)ama şanslı sayılırım,seneler önce ölmüş olam gerekirdi,belkide şanssızım.Bilmiyorum.gerçekten eminim," bir kadın gördüm. sonra döndü ve yürümeye başladı, o pembe parlaklığın altında çalkalanan kıçına baktım, benden uzakla-şıyordu ve bir allahın kulu yoktu etrafta, ne polis, ne insan, ne de bir kuş. benden uzaklaşan pembe ve genç kalçalar sadece, inleyemeye-cek kadar sarhoştum: yitirilen bir başka güzelliğin hüznü kemirdi içimi, doğru sözcükleri söyleyememiştim, doğru sözcükleri yanya-na getirememiştim, denememiştim bile. ütü masasına müstahaktım. adam sen de, sabahın altısında pembe külotu ile dolaşan bir kaçık işte.yanıma geldi, hâlâ kimsecikler yoktu etrafta, bazen delilik o denli gerçektir ki delilik olmaktan çıkar.yürü, bana gidiyoruz, evim hemen köşede, içecek bir şeyler alıp sokaktan çıkalım."
o darmadağın yüzü ile baktı bana.Tayland,pattaya, yüzünü vücudunun üstüne oturtmakta zorlanıyordum hâlâ. tek bir şey vardı aklımda, canavardan farkım yoktu, sonra, "pekala, gidelim," dedi.Tayland insanı yiyip bitirbilirdi. orospu çocuğunun teki. ama burda olduğum için mutlu değil misin?"
ütü masası düzmeye beş çekerdi, içkimi bitirip uzandım, yaşlı yüzünü kavradım ve vücudunu düşünerek öptüm onu, dilimi ağzına soktum, dili sonunda dilimi kavradı ve emmeye başladı, ben o genç naylon bacakları ve sihirli göğüsleri ellerken dilimi emdi. iyi biriydi kocası, hele horlarken.
biraz soluklanıp birer içki daha içtik, "n'aparsın?" diye sordu.
"iç dekorasyon," dedim.
"terbiyesizleşme," dedi.
"hey, çok zekisin."
"üniversiteye gittim."
hangi üniversiteye gittiğini sormadım, erbabı bu işleri bilir.
"sen üniversiteye gittin mi?"
"gittim sayılmaz."
"ellerin çok güzel, kadın eli gibi."
"çok fazla duydum bunu. bir kere daha söylersen dişlerini dökebilirim."
"nesin sen, ressam filan mı? kafan biraz karışık gibi. insanın gözlerine bakmadığını fark ettim. GÖZLERİME BAKAMA YAN insanlardan hoşlanmam, korkak mısın?EVET,öyleydim,ama bunu o na söyleyemezdim.

evet. gözler farklıdır ama. insanların gözlerinden hoşlanmam."
"ben senden hoşlandım ama."
uzanıp elini bacaklarımın arasına yerleştirdi, beklemiyordum; onu arabasına götürmeye hazırdım, ya da tek başına yollamaya.
iyiydi, elini bacaklarımın arasına koymasından söz ediyorum.
birer içki daha içtikten sonra onu yatak odasına götürdüm, ya da o beni yatak odasına götürdü, önemi yoktu, ilk posta gibisi yoktur, kim ne derse desin, çoraplarını ve topuklu ayakkabılarını çıkarma-masını söyledim, sapığın tekiyim, insana olduğu gibi katlanamam, aldatılmalıyım. psikiyatrların bu konuda söyleyecekleri vardır mutlaka, benim de onların hakkında söyleyeceklerim var.düzüşmek bisiklete binmek gibidir: seleye oturduğun anda denge ve sihir oradadır yine

Hiç yorum yok: